Blogger tarafından desteklenmektedir.

Harry Potter Serisi İncelemem

Öncelik ile film hakkında ki bilâkis şahsi düşüncelerim ile incelemeye başlamaktan yana memnuniyet duyuyorum. Harry Potter serisi; şu zamana görülmüş en iyi bilim-kurgu filmleri kategorisinde ilk sıralarda yer alan seri hâline gelmiş filmlerden bir tanesidir. Harry Potter serisinin biraz "EN"lerinden bahsedelim;
Serinin en iyi filmi; Televizyon yönetmenliğinden gelen David Yates ile bir risk alarak serinin en iyi seçimlerinden birini yapan Harry Potter yapımcıları, David Yates'in ilk Potter filmi ile kanımca safi sinematik açıdan serinin en başarılı bölümüne imza atıyor. Bence; Harry Potter ve Zümdürü Anka Yoldaşlığı (Harry Potter and Order of the Phoenix)'nın başarısı diğer bölümlere oranla kısa süresi sayesinde karakterlerin amaçlarının daha belirgin olduğu, daha odaklı bir senaryoya sahip olmasından yana beliriyor. Ayrıca Dumbledore ve Voldemort arasındaki düello neden o ana kadar yetişkin büyücülerin düellolarını izlemediğimizi merak ettiriyor. Bütün Yıldız Savaşları serisinin bir Jedi akademesinde geçtiğini hayal edin, ne demek istediğimi anlarsınız.
Şahsen ben, bu yolculuğu izlemeyi sevdim. Hiçbir Harry Potter filminden özellikle çok etkilenmedim ama hemen hepsinden aşağı yukarı aynı keyifi aldım. Bundan bir yıl sonra filmi belki favorim olarak sayacağım çünkü finale özgü ihtişam ve "katharsis" içerecek. Fakat şu an bana bu soruya cevabım, tek başına iyi bir ergenlik filmi olduğunu da düşündüğüm Harry Potter ve Melez Prens (Harry Potter and the Half-Blood Prince).

Serinin en zayıf filmi; Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter and the Philosopher's Stone): Seriyi başlatan film aynı zamanda en gereksizce uzun ve en "çocuk" bölümü. Farkındayım, Harry Potter'ın genel tasarımı ve oyuncu seçimi bu film tarafından yaratıldı fakat süresinin çoğunluğunu bu sihirli dünyanın kurallarını açıklayan ekspozisyonla geçiren, belli bir konuya ve amaca bir türlü ulaşamayan Sorcerer's Stone, ayrıca serinin görsel açıdan en düz filmi.

Chris Columbus imzalı ilk film olan Harry Potter ve Felsefe Taşı'nı severim. Keyifli bir Pazar sabahı çocuk filmidir ve bence başlangıç için doğru bir tondur. Ancak ardından gelen Harry Potter ve Sırlar Odası (Harry Potter and the Chamber of Secrets), Columbus'un serisinin devamı için ne kadar yanlış olduğunu açıkça ortaya koymuştu. Başarılı görsel efektleri dışında pek esprisi olmayan, ruhsuz ve zayıf anlatılmış bir bölümdür Harry Potter macerasında.

Serinin en iyi yönetmeni; Harry Potter'ın son üç bölümünü yönetmekle görevlendirilmiş David Yates, ayrıca serinin başına gelen en iyi öznelerden birisidir. David Yates'in karanlık ve görsel bakımdan sofistike stili, Potter'ı çocukluktan yetişkinliğe taşımakta önemli bir element olmuştur. Potter'ın ilk iki bölümü ve son üç bölümü karşılaştırırsanız görsel yaratıcılık ve ekonomik hikâye anlatımı bakımından dağlar kadar fark olduğunu görebilirsiniz.

Birçoklarının aksine, ben David Yates'in seriye yakışan bir yönetmen olduğunu düşünüyorum. Kitapları okumadım, senarist ve yönetmenin tercih ettiği değişikliklerden hiçbir zaman hayalkırıklığına uğramış değilim bu yüzden. Yates'in kendi içinde duygusal bütünlüğü olan, dengeli filmler yaptığına inanıyorum. Fakat serinin en iyi yönetmeni yine tartışmasız Alfonso Cuaron olmuştur. Bunda şaşırtıcı bir taraf yok. Kendisi zaten Mike Newell dahil tüm Harry Potter yönetmenlerinden bir gömlek yukardaki bir sanatçıdır. Yönettiği Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (Harry Potter and the Prisoner of Azbakan), serinin en zeki ve en karanlık filmidir. Belki de bu yüzden gişesi en zayıf olanıdır aynı zamanda. Cuaron, bu seriye biraz fazla gelmiştir.


Serinin en kötü yönetmeni; Her daim Spielberg-light olarak bilinecek Chris Columbus, yeterli fakat düz yönetimi yüzünden bir şaheser yerine gayet ortalama çocuk fantazi filmlerine imza atmıştır iki bölüm ile. Neyseki Potter'ın karizması üçüncü bölüm ile yönetmen koltuğuna oturan Alfonso Cuaron ile bayağı doping aldı.


Serinin görsel açıdan en etkileyici filmi; Oscar'lar her zaman en iyiyi bulmakta doğru bir kaynak değildir ama, görselliği en güçlü Harry Potter filmini arıyorsak, ilgili kategoride Akademi tarafından aday gösterilmiş tek filme bakmak yeterli olacaktır. 2009 tarihli Harry Potter ve Melez Prens, ilk olarak Amelie (Le Fabuleux destin d'Amelie Poulain) ile tanıdığımız Bruno Delbonnel'in bir kez daha ustalığını konuşturduğu, göze harikulade görünen bir filmdir. Bir diğer usta görüntü yönetmeni Eduardo Serra'nın final filmlerindeki başarılı çalışmasını da görmez gelmiş olmayalım ama.

Serinin en iyi oyuncu performansı; Dolores Umbridge rolünde Imelda Staunton: Efsanevi İngiliz yönetmen Mike Leigh'in has oyuncularından Oscar adayı Staunton, Zümrüdü Anka Yoldaşlığı'nda Hogwarts'ı kontrolü altına alan katı ve psikopat öğretmen Dolores Umbridge rolü ile ne kadar eğlendiğini ortaya koyuyor ve serinin en ilgi çekici karakterlerinden birini yaratıyor. Bence Staunton'un bu rol ile bir daha Oscar adayı olması lazımdı.

Serinin favori karakterleri; Neville Longbottom: Serinin aynı zamanda hem en sempati duyulan, hem de en belirgi karakter gelişimlerinden birine sahip olan bitki büyücüleri öğrencisi. İlk bölümlerde aciz bir kurban olarak görünmesine rağmen hikâyeler ilerledikçe ne kadar cesur olduğunu ortaya koyuyor ve işkence gören ebeveynlerinin intikamını almaya ant içmesi ile daha oturaklı bir karaktere dönüşüyor.

Herhalde çocuklar arasında en sevilen, en yakın bulunan Ron Weasley'dir. Benim için öyle en azından. Yetişkinleri değerlendirirken ise bazı aktörler üzerinden bakıyorum. O zaman da Maggie Smith'in Profesör Minerva McGonagall karakteri bir adım öne çıkıyor.

Serinin genç oyuncularının geleceği; Birer çocuk olarak girdiler bu maceraya ve dünyaca tanınan birer yetişkin olarak çıkıyorlar. Özellikle başroldeki üçlü, bildiğiniz zengin oldular ayrıca. Seri tamamlansa bile gözler onların üstünde olacaktır. Harry Potter dışında da başarılı olup olamayacakları beklenecek. Hiç kolay bir yük değil bu. Hepsi farklı alanlarda deneyim kazanmaya, oyunculuklarını geliştirmeye uğraştılar yıllar içinde. Daniel Radcliffe özellikle tiyatroya ağırlık verdi. Bu yolda devam ederse saygın bir İngiliz aktöre dönüşmemesi için sebep yok. Ama şimdiden başında olan alkol problemine yenilmemesi, son on yıldaki gibi basının ve halkın ilgi odağı olmadığında bunalıma girmemesi gerekiyor. Yani şöhretin altında ezilmemesi gerek. Emma Watson ile Rupert Grint'in bu anlamda bir avantajları var. Çünkü onlar asıl yıldız değildi, hep göz önünde oldular ama Harry Potter'ın kendisi değildiler. Yardımcı oyuncuların, karakter aktörlerin avantajı bu oluyor. Kendilerini geliştirmek için daha çok alanları var. Ve her iki genç oyuncu da bu yolda ilerleyeceklerinin sinyallerini veriyorlar. Ayrıca Watson pekala yeni bir Kate Winslet ya da Carey Mulligan da olabilir. Daha ufak karakterleri canlandıran çocukların işi daha zor belki. İkinci Robert Pattinson yok gibi aralarında. Yine de Tom Felton'a (nam-ı diğer Draco Malfoy) dikkat edelim derim. Kadrodaki en dikkat çekici yüz onun çünkü.

Filmin "EN"lerini sunduktan sonra bölümlerini kısa bir şekilde özetleyerek müsadeniz ile incelememe son vermek istiyorum.
1. Bölüm Harry Potter ve Felsefe Taşı: Harry Potter'ın ailesi ağır ve şaibeli bir trafik kazasında ölmüştür. Öksüz ve yetim kalan Harry'nin sığınabileceği tek yer, arasının pek de iyi olmadığı teyzesinin yanıdır. Harry, tüm hayatı boyunca idari ailesi tarafından kötü davranışlarla büyütülür. Ancak Harry Potter artık 11 yaşındadır ve Harry'nin hayalleri ve yetenekleri günden güne su yüzüne çıkmaktadır. Kısa süre sonra Hogwarts büyücülük okuluna davet edilir. Artık tek amacı, ailesinin bu şüpheli kazasını araştırmak ve muhattaplarını cezalandırmaktır.
Harry Potter ve Felsefe Taşı ile ilgili bazı eleştirileri de buraya yazalım;
Seri filminin bence en zayıf halkası diyebilirim. Başlangıç olarak fena sayılmaz fakat daha heyecan dolu olabilirdi. 10 üzerinden 7. ( Senanxxx isimli üyenine Beyazperde sitesine yazdığı bir yorum.)
Benim için çok ayrı bir yerde. Ben bu filmi 100 kere izlemişimdir bir ara çok abartmış ve günde 2 kere felan izlediğim olmuştur. Her gün okuldan geldikten sonra ilk işim bu filmi izlemek olurdu ama, her gün. Üç başlı köpekler, sinekler arasından anahtarı bulmaya çalışmaları, finali süperdi özellik ile kesinlikle izlenmeli. 10 üzerinden 9. (ozzy-badd isimli üyenin hdfilmsitesi'ne yazdığı bir yorum.)





2. Bölüm Harry Potter ve Sırlar Odası: Harry'nin yanlarında kalmak zorunda olduğu için yanlarında kaldığı ailesi olan Dursley'ler Harry'e kötü davranmaya devam etmektedirler. Harry de bu eziyetten kurtulmak için bir an önce çok sevdiği okulu Hogwarts'a dönmenin hayallerini kurmaktadır. Vakit gelir ve Harry hazırlanmaya başlar ancak bir elf olan Dobby onu uyararak okula döndüğünde çok büyük bir felaketle karşılaşacağı yönünde uyarır. Sırlar odası açılmıştır ve çok karanlık bir güç Hogwarts'ın üzerinde egemen olmaya başlamıştır.





3. Harry Potter ve Azkaban Tutsağı: Harry Potter, akrabaları ile zor zamanlar geçirmektedir. Ailesine kötü davranan, Vernon Amca'nın kız kardeşi Marge'a büyü yapıp kaçar. Okul dışında büyü yaptığı için korksa da cezalandırılmadığını fark edince çok şaşırır. Ancak çok geçmeden, tehlikeli bir suçlu olan Lord Voldemort'un yardımcısı Sirius Black'in Azkaban hapishanesinden kaçtığını öğrenir. Dark Lord'un intikamını almak için Harry'i öldürmek istemektedir. Hapishanedeki büyük suçlulardan sorumlu, Ruh Emiciler etrafa huzursuzluk saçmaktadırlar. Öte yandan Lupin'in de sakladığı bir sır var gibi görünmektedir.



4. Harry Potter ve Ateş Kadehi: Harry'nin Hogwarts'daki dördüncü yılı başlamak üzeredir. Yaz tatilinde arkadaşları ile keyifli zamanlar geçirmiştir. Bu sezonda iddialı bir ürkütücü olaylar silsilesinden geçecek olduğundan henüz haberdar değildir. Lord Voldemort ile burun buruna gelecek olması, yeni okul yılının en çarpıcı hikayesini oluşturacaktır. Quidditch Dünya Kupası finalini izleyecek ve aynı zamanda da birbirine rakip olan iki büyücülük okulunun en gözdesi ile beraber turnuvaya gireceklerdir.




5. Harry Potter ve Zümrüdü Anka Yoldaşlığı: Privet Drive'da geçen yalnız bir yazın ardından Harry, Hogwarts'a döner. Öğrencilerden ve onların ailelerinden çok azı, Voldemort'un gerçekten de geri döndüğü konusunda Harry'e ya da Dumbledore'a inanmamaktadırlar. Sihir Bakanı da bu duruma inanmadığı için gereken önlemleri almakta gecikir. Bu sırada başta Harry Potter olmak üzere bütün büyücüler tehdit altında kalır. Harry, güzel Cho Chang'tan bir bakış çalmaya engel olamaz. Sihir Bakanlığı'nın bir süre sonra olayları kontrol altına almak üzere gönderdiği Dolores Umbridge, düzeni bütünüyle bir kabusa dönüştürecektir. Harry ise bu işin ardında Voldemort'un da aradığı bir gizemin olduğunu bir türlü izah edemez. Bütün bunlarla Harry, Hogwarts'daki en zor yılına başlamıştır.




6. Harry Potter ve Melez Prens: Sevimli kahramanımız Potter, Hogwarts'taki 6. yılında bir sürpriz ile karşılaşır. Tesadüfen, üzerinde 'bu kitap Melez Prens'e aittir' yazılı bir kitap bulmasıyla kitabın içindeki büyüleri kurcalaması sonucu Melez Prens'in gizemini keşfetmeye koyulacaktır. Bilge büyücü Dumbledore'un yol arkadaşlığı, karanlık düşmanı Voldemort ile hesaplaşmasını kolaylaştırsa da, Harry Potter ve arkadaşlarını bu defa çok çetrefilli bir savaş beklemektedir.






7. Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Bölüm 1: Hogwarts'ın maceraperest talebeleri Harry, Ron ve Hermione; Voldemort'un ölümsüzlük sırrını barındıran Hortkuluklar'ın izini sürmek amacındadırlar. Bu şer odağını yoketmek görevini üstlenerek yola çıkan kahramanlarımız, profesörlerinin yönlendirmelerinden uzak ve Dumbledore'un korumasından muaf, tek başlarına yola çıkmışlardır. Üç can dost şimdi her zamankinden daha fazla birbirlerine güvenmek zorundadırlar. Ancak, onları tehdit ederek ayrı düşmelerini sağlamak isteyen Karanlık Güçler de fitne çıkarmak için peşlerindedir. Bu arada, büyücülük dünyası Karanlık Lord'un tüm düşmanları için tehlikeli bir yer hâline dönüşmüştür. Uzun zamandır korkulan savaş başlamış ve Voldemort'un Ölüm Yiyicileri Büyü Bakanlığı'nın kontrolünü zorla ele geçirerek terör estirmektedirler. Kendilerinden olmayan herkesi tutuklamaktadırlar. Ama, Voldemort için en değerli olan ganimeti; Harry Potter'ı bir türlü ele geçiremezler. Seçilmiş kişi artık aranan kişidir ve Ölüm Yiyiciler Voldemort'a canlı olarak teslim etmek üzere onu aramaktadırlar. Harry'nin tek umudu Voldemort onu bulmadan önce Hortkuluklar'ı bulmaktır. Ama, ipuçlarını araştırdıkça neredeyse unutulmuş olan eski bir efsaneyi ortaya çıkartır. Ölüm Yadigarları efsanesi. Eğer bu efsane gerçekleşirse, Voldemort aradığı üstün güce erişebilecektir. Aslında Harry'nin geleceği, geçmişte yaşadığı ve tüm geleceğini etkileyen sağ kalan çocuk olduğu kader günü de belirlenmiştir. O, artık sadece bir çocuk değildir, Harry Potter, Hogwarts'a ilk adımını attığı günden beri hazırlanmakta olduğu Voldemort'la nihai mücadelesine giderek daha da yaklaşmaktadır.








8. Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Bölüm 2: Lord Voldemort'un ruhunun parçalarının bir kısmını bulup yok eden Harry, Ron ve Hermione, Dumbledore'un verdiği görevi tamamlamak için arayışlarını sürdürürlerken Ölüm Yiyenler'le bir ölüm savaşına çıkacaklardır. Voldemort artık iyice güçlenmiş olsa da, hem Lord'un kaçmak hem de Ölüm Yiyenler'i etkisiz hale getirip Hortkuluklar'ı da yok etmek zorunda kalacak ekip, Ölüm Yâdigarları'nın sırrına erişmek için ellerinden geleni yapacaklardır.
Serinin en görkemli savaşı başlamaktadır, artık hiçbir şey ve hiçbir yer güvenli değildir. Sona yaklaşmışlardır. İki tarafın da tüm güçlerini ortaya serecekleri bu savaşta Harry Potter da geçmişiyle ilgili pek çok şeyi öğreneceği kadar, en büyük fedakârlığı da yapmak zorundadır.






Yüzüklerin Efendisi Serisi İncelemem

Öncelik ile film hakkında ki bilâkis şahsi düşüncelerim ile incelemeye başlamaktan memnuniyet duyarım. Yüzüklerin Efendisi serisi; şu zamana kadar görülmüş en iyi savaş sahneleri, görsel efektlere ve bilim-kurgu senaryosuna sahip olağan üstü bir şaheserdir. Serinin her bir filminin yaklaşık olarak 3 saat sürdüğü bu filmde, bir yüzüğün yok edilmesi anlatılmaktadır. Şimdi filmimizin iki baş karakteri ve savaşlara en fazla tanıtlık eden kişileri olan Frodo Baggins ve Gandalf'ın gerçek yüzlerini bir tanıyalım;

Elijah Wood: 28 Ocak 1981’de Amerika’nın Iowa bölgesinde dünyaya gelen Elijah Wood, döneminin en saygı gören ve en rahat rol bulabilen aktörleri arasında yer alıyor. Annesinin teşvikiyle daha çocukluk çağlarında modellik yapmaya başlayan Elijah, 1988 yılında ailesi ile birlikte Los Angeles’a taşınmadan önce birtakım yerel reklamlar da boy gösterdi. Wood ilk önemli çıkışını bu taşınmanın hemen ardından bir Paula Abdul videosunda küçük bir rol alarak gerçekleştirdi. Bunu film çalışmaları takip etti. 1989’da “ Back to the Future 2 ”de önemsiz bir rol aldı. Ancak küçük oyuncunun dikkatleri üzerinde toplaması, 1990’da Barry Lewinson’un “ Avalon ”da Aidan Quinn’in oğlunu canlandırmasıyla olacaktı. (“ Avalon ”, ilk bölümlerini “ Diner ” ( 1982 ) ve “ Tin Men ”in oluşturduğu Baltimore üçlemesinin son filmiydi. ) Eleştirmenlerin beğenisini toplayan ve dört dalda Oscar adayı gösterilen filmin bu başarısından Wood da nasibini aldı. Yine 1990’da çekilen “ Internal Affairs ”ta da Richard Gere ile birlikte kamera karşısına geçtikten sonra, artık daha büyük ve önemli bir rol almasının vakti gelmişti. Bu fırsatı ona “ Paradise ” verecekti. 1991 yapımı filmde Wood, Melanie Griffith ve Don Johnson ile birlikte kamera karşısına geçecek ve ayrılmış olan çiftin yeniden biraraya gelmesini sağlayan genç Willard Young’u canlandıracaktı. Filmdeki performansıyla beğeni toplayan aktörün sonraki çalışmaları, Mel Gibson ve Jamie Lee Curtis’in rol aldığı “ Forever Young ” ( 1992 ) ile aynı yıl çekilen “ Radio Flyer ” oldu. 1993’te Joseph Ruben’in yönettiği “ The Good Son ”da Macaulay Culkin ile birlikte başrolleri paylaştı. Filmin gişe hasılatı hayli düşüktü. Bunda, izleyicilerin, “ Home Alone ”un yaramaz ufaklığı Culkin’i bir psikopat olarak kabul edemeyişlerinin de etkisi vardı. Ancak, Wood’un filmdeki rolü, daha sonra alacağı düşünceli, iyi niyetli ve belki de biraz kafası karışık karakterlerin başlangıcı olacaktı. Aktörün bir sonraki filmi “ The Adventures of Huck Finn ” oldu( 1993 ). Bu filmde farklı bir karakter çizmiş olsa da, 1994 yapımı “ The War ”daki rolüyle yine benzer bir rollere dönüş yaptı. 1994 yılında “ North ”ta da rol aldı. Her ne kadar film çok olumsuz eleştiriler alsa, gişede büyük hüsrana uğrasa da, bu Wood’un filmdeki rolüyle olumlu puan toplamasına engel olamadı. Aktörün bir sonraki filmi olan “ Flipper ” ( 1996 ) da pek başarı gösteremedi. Ne var ki, Wood, bundan sonraki çalışması olan “ The Ice Storm ” ile şeytanın bacağını kıracaktı. Ang Lee’nin yönettiği film, gerek eleştirmenlerin gerek de sinemaseverlerin beğenisini topladı. Bu da, filmin genç aktörün kariyerinde önemli bir yer tutmasına sebep oldu. 1998’de “ Deep Impact ” ve “ The Faculty ”de rol aldı. Ticari anlamda küçümsenemeyecek başarı elde eden bu filmler, Wood’un ‘çocuk-star’lıktan ‘etkileyici genç aktör’lüğe geçişinin de başlangıcı oldu. Bir sonraki yıl James Toback’ın “ Black.

Elijah Wood'un filmografisine bir göz atmaya ne dersiniz? Başarılı bir aktörün filmografisi de mutlaka zengindir. İşte Elijah Wood'un oynadığı filmler;

  • Avalon
  • Radio Flyer
  • Daima Genç
  • The Adventures of Huck Finn
  • İyi Evlat
  • North
  • Savaş
  • Kuzey I
  • Flipper
  • Oliver Twist II
  • Buz Fırtınası
  • Seventeen: The Faces for Fall
  • Derin Darbe
  • Fakülte
  • The Bumblebee Flies Anyway
  • Siyah Beyaz
  • Çılgın Kovalamaca
  • Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği
  • Yaş 17
  • Geçmişin Külleri
  • Hepsini İstiyorum
  • Yüzeklerin Efendisi: İki Kule
  • Spy Kids 3D: Oyun Bitti
  • Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü
  • Ringers: Lord of the Fans
  • Her Şey Aydınlandı
  • Günah Şehri
  • Bobby
  • Sil Baştan
  • Day Zero
  • Paris, I Love You
  • Oxford Cinayetleri
  • 9
  • Full of Regret
  • The Romantics
  • Fight Four Your Right Revisided
  • The Home
  • Maniac
  • Revenge for Jolly
  • Vazgeçmem Senden
  • Hobbit: Beklenmedik Yolculuk
  • Pawn Shop Chronicles
  • Black Wings Has My Angel
  • The Hobbit: The Desolation of Smaug
  • The Hobbit: There and Back Again
Ian McKellen: Sir Murray Ian McKellen, (d.25 Mayıs 1939,İngiltere) İngiliz oyuncu.2 kez Oscar adaylığı bulunan McKellen en çok Yüzüklerin Efendisi filmindeki Gandalf ve X-Men'deki Magneto rolleri ile tanınır.1991 yılında tiyatro'ya yaptığı katkılar dolayısıyla şövalye ilan edilmiştir. Çekilmekte olan Hobbit filminin kadrosunda Gandalf'ı canlandıracak.1988 yılında BBC radyosunda eşcinsel olduğunu açıklamıştı, bu ilginç açıklamadan sonra, eşcinsellerin haklarını savunmaya başladı ve İngiltere’deki eşcinsellerin toplum içinde eşitliği için faaliyete geçen Stonewall Group’u kurdu.Üniversite'de 20'yi aşkın tiyatro oyununda rol aldı.1990'da 'Sir' ünvanı kazandı.


Ian McKellen'in filmografisine bir göz atalım;
  • Zina
  • Windmills of the Gods
  • A Touch of Love
  • Alfred the Great
  • The Promise
  • The Tragedy of King Richard II
  • Hamlet I
  • Keats
  • Edward II
  • Papaz'ın Aşkı
  • The Scarlet Pimpernel I
  • Walter
  • The Keep
  • Plenty
  • Countdown to War
  • Skandal
  • Othello I
  • The Ballad of Little Jo
  • Six Degres of Separation
  • Son Kahraman I
  • The Shadow
  • Gölge
  • Thin Ice
  • Cold Confort Farm
  • III. Richard
  • Restorasyon
  • Jack ve Sarah
  • Rasputin I
  • Aşk Denizi
  • Bent
  • Gods and Monsters
  • Ölümcül Sır
  • David Copperfield I
  • X-Men I
  • Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği
  • Yüzüklerin Efendisi: İki Kule
  • Geçmişte Kalan
  • X-Men II
  • Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü
  • 18
  • Geçmiş Peşimde
  • Tutku Çemberi
  • Ringers: Lord of the Fans
  • X-Men: Son Direniş
  • Da Vinci Şifresi
  • King Lear I
  • The Colossus
  • The Egg Trick
  • Hobbit: Beklenmedik Yolculuk
  • The Hobbit: The Desonation of Smaug
  • X-Men: Days of Future Past
  • The Hobbit: Three and Back Again
  • X-Men: Magneto
Şimdi de filmlerimizin incelemesine geçebiliriz.


Yüzüklerin Efendisi-Yüzük Kardeşliği: Yıllar önce üretilen ve Orta Dünya topraklarına kandan başka hiçbir şey getirmeyen yüzüklerin sonuncusu, üretiminden yüz yıllar sonra ortaya çıkar. Amcasının kendisine emanet ettiği yüzüğün nelere kadir olduğundan habersiz olan Frodo, büyücü Gandalf'ın anlattıkları sonrasında dehşete kapılır. Bu yüzükten ve müstakbel savaşlardan kurtulmanın tek yolu, gücünü toplamaya çalışan Sauron'u da engellemek için bu yüzüğü yok etmektir. Yüzüğü yok edilebileceği tek yer olan Mordor'a götürmek için kendini feda eden savaşçılardan oluşan bir ekip oluşturulur. Çok uzun ve çetin geçecek olan yolculuk başlar. Orta Dünya'nın kaderi, bu insanların ellerindedir. 






Yüzüklerin Efendisi-İki Kule: Yüzük Kardeşliği adındaki ilk film, Tolkien fanatikleri ve hikayeyle yeni tanışanlar tarafından çok beğenilmiş ve yönetmeni Peter Jackson’ı roman hayranlarının gözünde zirveye taşımıştı.
İkinci film ise ilkinin kaldığı yerden devam ediyor. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin bu bölümünde, Yüzük Kardeşliği üyelerinin her birinin, kardeşlik bozulduktan sonra başlarına gelenler anlatılıyor. Kahramanlarımız, gruplar halinde Orta Dünya’nın en tehlikeli yerlerinde maceralar yaşayacaklar, yeni kavimler ve çoktan unutulmuş medeniyetlerle tanışacaklar.
Frodo ve Sam, yanlarında zorunlu işbirliği yapacakları eski bir dost(!) olduğu halde Tek Yüzük’ü düşmanın tam kalbine götürmeye çalışırken, diğer hobbitler Urukhai’nin elinden kurtulabilecek mi? Karanlık tarafa geçmiş olan Saruman’ın yaptıkları yanına mı kalacak? Gandalf olmadan kahramanlarımızın başarılı olma şansı ne? Büyük karanlığın gelişi ve Yüzük Savaşı’na dek olanların anlatılacağı İki Kule, kuşkusuz üçlemenin en heyecanlı bölümlerinden birini oluşturuyor.









Yüzüklerin Efendisi-Kralın Dönüşü: Sauron'un orduları büyüdükçe büyümektedirler. Frodo ve onun can dostu Sam, korku dolu bir yolculuğun göbeğinde, korkunç Mordor'a adım adım yaklaşmaktadırlar. Tek yüzük yok edilmelidir ve iyilik bunun için savaşmaya hazırdır. Arka planda ise insan, elf ve cüce orduları, karanlık güçlerin karşısında tüm eski düşmanlıklarına rağmen bir araya gelmişlerdir. Hepsi birden küçücük bir Hobbit'in eline ve onun yeteneklerine bakmaktadırlar. Orta Dünya'nın kaderi belli olmak üzeredir. Ancak Tek Yüzük'ü sahiplenmek, kimi zaman taşıyanına daha cazip gelebilir.